Sunday, September 16, 2007

Friday, September 14, 2007

Siradaki parcayi kendime istiyorum

Iki kupe bir oje alip, numarasi uyan tum ayakkabilari deneyerek raflari ve kafami dagitmaya gittigim alisveristen iki sunger bir dag meltemi kokulu bulasik deterjaniyla dondum. Amacimi ve torbamdakileri farkettigim an dusundum. Büyüdüğümü biliyorum coktandir da ne vakit öldüğümü hatirlayamadim...

Wednesday, September 12, 2007

self-durtuk

Ey MorKoyun bugun tezin icin ne yaptin?
e-vicdan

Tuesday, September 11, 2007

Seyir defterimden - Agustos 23, 2007


Erkek tarafinin evi, musait bir yer
Ev ev degil Kemeralti carsisi. Uc oda bir salon, bir balkon, bir mutfak, bir koridor ve bir banyo mutemadiyen insan dolu. Ev ici hareket tamamen difuzyon prensibine dayali: metrekareye dusen kafa sayisi oda ust limitini asiyorsa bosluklara ak. Kahvalti ve yemek saatleri gunun en eglenceli vakitleri. Asla tam kadro masaya oturmak mumkun degil. Karnini doyuran sekiz kisi hanedanini secerek masadan ayriliyor, sonraki sekiz tabagini dolduruyor. Yemekler kazanla da pisse, tencereyle de masaya gelse o ogune pisen o ogunde bitiyor ve herkes doymus oluyor. Bereket denen boyle bir sey olsa gerek...
Bir gun onceden ertesi gunun hela mesguliyet plani yapiliyor. Aciliyeti olanlar maruzatlarini belirtiyor, soz konusu aciklama ahali heyetince uygun gorulurse oncelik maruzat sahibinin oluyor. Gun isigindan yararlanilan saatler suresince bir normal+bir acil durum banyo kullanim hakkinda pratiklik ve islevsellik sart. Zira zaman asimi kapinin disindakiyle iceriden gereksiz muhabbete girme durumu yaratiyor ki sifonun kamufle edemedigi desibeller, acik duran apartman boslugu penceresinden, 24 daireli apartmana canli yayin imkani sunuyor... Sifon demisken, annemin asiri hassas su tasarruf polikasi geregi iceri yerlestirdigi kallavi siseler, hazneden bir bahar esintisiyle serpistiren yagmur siddetinde su gecisine izin veriyor. Su goturmez gercek dedikleri de bu olsa gerek...
En hakiki eglence yatma zamani basliyor. Insanlar odalara pay edilip yastik pike carsafli lojistik destek saglandiginda annemin yuzu guluyor. Misafir guruhunun neseli ve paylasimci tabiati aksi durumlara mahal vermiyor. Umulan degil bulunan kabul. Cekirdek ailesiyle yuzyuze dakikalara, odasina, esyalarina, sehriyeli pilava hasret ben bile degistim. Yeniden evin kiziyim. Bulasik makinasi bosaltir, bos zamanlarimda pecetelige pecete katlarim. Keyfim yerindeyse koridoru bile viledalarim...

(resim 3 yas civarlarindan, ondeki bisiklet ben arkadaki agabeyim, oklu olan da sicagindan muzdarip oldugum Izmir gunesi, sacimdan savrulanlar ustumuzden gecen kusun halt yemesi mi benim incilerim mi yoksa damlattigim ter mi ayirt edemedim)

Saturday, September 08, 2007

Maket gemi fotoromani

Asama 1. Kutudaki resmin heybetine kanilir. Bitmis hali beyaz yelkenleriyle vitrin caminda suzulurken hayal edilir. Hayaldeki camli vitrin evde yoktur ama olsundur.
Asama 2. Kutu acilir. 2+2 elle ise baslanir. Etrafa yayilan pafta pafta kagitlar, sirim sirim cubuklar, kaidesinden bile ayrilmayan kiymikli sunta parcalari sevki azaltamaz. Oysaki MacGyviri gelse isin icinden cikamaz...

Asama 3. Bir kere kutudan duz plaka halinde cikan parcalara gemi bombesini kaba kuvvetle vermek yanlistir. Zaten paftalardan birinde kucuk puntolar der ki: agac yasken egilir. Ama artik cok gectir. 26 rakaminin yaninda yatan parca ibret-i alemliktir.

Asama 4. Hava kararmis, sabir tukenmistir. Ismail YKvari soylemler esliginde maketten nefret edilir. Elde tanidik ne varsa (direk, yelken) gemiye monte edilir. Artan parcalarla belki birgun bir baska gemi uretilebilir. Artik bir gram boyayla bin kusur ortulmelidir...

Asama 5. Esere kalici bir isim verilir. Her sartta yuzmesi temenni edilir...


Asama 6. Her zaman asamalari takip etmek gerekmeyebilir. Onemli olan niyetse, kismet hayaldekinden farkli olabilir. Bir daha maket diyene agzinin payi aciklamali detaylariyla verilir...



Son

Wednesday, September 05, 2007

Seyir defterimden - Agustos 20, 2007


NewYork-Istanbul, THY, orta dortlunun ortasi

Kaptan ikide bir ucagin diafon sistemine yuklenip gereksiz aciklamalarla biz yolcularin kafasini karistiriyor. Apartmanindaki sistemi de ayni siklikla kullanip kullanmadigini merak ediyorum. Son beyanati Ataturk havalimaninin yogun trafigi sebebinden Cekmece golu uzerinde bir suredir bekliyor oldugumuz yonundeydi. Thy’nin maddi sikintilari malum, beklemeyi peygamber vitesinde yapmiyor olmasi temennim…

On caprazda, koltugun yatis acisi sinirlarini zorlayan hanim teyze, az evvelki son servis sirasinda hosteslere honkurdu ve boylelikle o kadar da hanim teyze olmadigini anladik. Tartismayi takiben, teyzenin, agzi acik su sisesini etrafa savurmasiyla islanan ergen sivilceli genc kizin da tartismaya ortak olmasi kabini bir anda senlendirdi. Patirtinin sebebi ucakta sise suyu kalmamasi ve Panter teyzenin bundan hukumeti sorumlu tutmasi idi. Su sikintisinin bu denli erken bas gosterecegini tahmin etmemistim. Kesintilerin psikolojik etkisi fizikselinden siddetli besbelli…

Yanimdaki koltukta her din ve turden insani bagrina basmis, hayatini insanligin barisina adamis aloha gomlekli bir Amerikali var. Gazeteciymis. Yol boyu sohbet ettik. O, dunya barisi icin neler yaptigini anlatti ben elma suyu pastorize ediyorum demeye cekindim. Sustum, dinledim. O kadar guvercinsen ondeki teyzeyi dunyayla baristir da gorelim...

(ucakta elime aldigim ilk renkli resimli gazetede teyemmum esprisinin gercegini okudum)

Monday, September 03, 2007

Pek icli kofte

Ben boyle guzeldim, gerisi falan filandi. Kofteler kadar afiyetti gunler, kofteler gibi sayili. Gecip gitti, alisamadan bitti. Damagimda tadi, tadini hatirladikca mideye agirligi kaldi. Tepsiden uzaga dusmus kofteyim yeniden. Icli mi icli...

Tuesday, August 28, 2007

1 yil


Inanmasi zor ama MorKoyun artik 1 yasinda... Blog sahibinin tukenmez cenesi, renklere ve tiplere sonsuz ilgisi, memleket ozlemi, en cok da catlaklarindan sizan keyfiyle gecen bir yilda, gelen giden, devamli takip eden, ses eden etmeyen, tanidik tanimadik tum dostlara tesekkurler...






(Resim 10 yil oncesinden, en cok sevilenlerden, kuru pastel)


Thursday, August 16, 2007

Vesikalik poz tedirginligi

Ziyaret amaciyla bolume gelmis, bir basima yayildigim ofisimdeki bos masaya iki gun once yerlestirilmis Cinli hanimteyzeyle, bildigim bilmedigim var olan butun dilleri kullanarak iletisim kurmaya calisiyoruz. Bu sabah, elimi attigim ic kapi kolunu kendime cekerken, hapsuran teyzeye refleksle 'cok yasa' dedim (bless you). Kapi arkamdan kapanirken iceriden 'ben de seni ozleyecegim' (I'll miss you, too) cevabi geldi ve geri donup aciklamak icin artik cok gecti. Koridoru kikirdayarak gectim. Asansorde kendi ilklerim geldi aklima. Kimbilir ben kimlere ne hallerde hikayelik malzeme oldum...

Sunday, August 12, 2007

Ankara'da dus almak ister her bahti kara

Bidondan dus mekanizmasi yaptik dedi annem telefonda. Kayitsiz kalamadim. Once biletimi aldim. Sonra, Ankara Buyuksehir Belediyesinin ucretsiz teyemmum kurslarina yazildim. Cankaya ilcesine bagli KucukesatDortyol'lu Odtu'lulere ozel sinif acilmis. Alttan isitmaliymis. Asli gorevim, yillardir bekledigim dugunde kamberlik. Damadin evde kalmis kizkardesi ya da gelinin Amerika'ya kacmis gorumcesi olarak da gorumebilirim. Kismet. Itinayla buyuttugum gobegi attim miydi, kabinenin halaydan sorumlu bakani bile olabilirim. Yoklugumda cok blog okuyamayabilirim. Hemem yazamasam da cok laf biriktirecegimden eminim. Ne de olsa 35 akrabamla birlikte dugunun merkez ussunde ikamet edecegim. Circir ilacimi onceden temin ettim, coraplarimla donlarimi fazladan yedekledim. Ankara kebapcilarinda karsilasma ihtimalim olan herkese pesinen afiyetler dilerim, karsilasma esnasinda koftemle arama girmeyin.

Saglicakla kalin efenim...

Friday, August 10, 2007

Bir kutu boya

Gelelim Sikago'nun sanatsal aktivitelerine demistim en son. Lafi baglayacagim yer biraz karisik ama anlatmaya Sennelier'den baslamak lazim. Kendisi 1887'den beri yasayan Fransiz bir boya markasi. Tanismamiz portatif suluboyam sayesindeydi ve daha ilk fircada asik olmustum canli civildak renklerine. Markanin sahibi Gustave amca vaktiyle Paris'in ileri gelen ressamlarina, boya uretir, Cezanne'i Gaugin'den ayri tutmaz, istenen renk hazirda yoksa bir kosu pigmentleri karistirip, kosulsuz musteri memnuniyetiyle hizmet verirmis. Bir gun Picasso demis ki: Gustave'im bana oyle bir boya yap ki, aklima estiginde, onume gelen malzemeye resim yapabileyim. Gustave Sennelier bu istek parcasi uzerine, boyanmayip yenilesi yagli pastelleri uretmis. Iste o pastellerden 48 tanesinin toplastigi kutunun bulundugu Blick magazasini, Sikago sokaklarina damladigim ilk gun farkettim. Kosarak ilerledigim mekanin yanibasindaki mucevherciye basimi cevirmedim bile, hedefe kitlemistim bir kere. Sanatsal mekanlarin, genellikle okullarin civarina yerlestigini bildigim bu dukkanda insan, her bir kalemi, boyayi ya da kagidi tek tek koklayabilir, farketmeden saatlerini harcayabilir. Ben de raflar arasinda dondum dolastim, bir tur daha attim. Kredi kartimin son ektresindeki rakamlari hatirlamaya calistim. Elime aldiklarimdan bir kismini geri biraktim. Biraktiklarimdan bir kismina kiyamadim geri aldim. Ve en sonunda aklima geldikce koklayip kutusuna biraktigim boyalari aldim...


Ilhama randevuyu bizim koyde verseydim, sarisin pastellerlerimi hepten kaybedecektim. Zira bizim buralarin Agustos'da baslayan sonbaharinda her sene ayni renkler moda. Ben de donusu beklemek yerine, muhtesem otelimin dibindeki Sikago sanat muzesini tavaf ettim. O tablodan bu tabloya ziplarken, Picasso'nun buhranli mavi doneminden, yasli gitarist resmine bakakaldim, heyecanlandim, duygulandim. Oysaki, gercek bir tabloya burun mesafesinden bakmanin tarifsiz hissini daha once de yasamistim. Uzun lafin kisasi, turlu cesit aninin toplami, ben Sikago'yu salonda sevdim. Bolge isverenlerini takipteyim. Kislari sicak diyarlara gocebilecegim, yazlari sanat okulunun nimetlerini test edebilecegim guzellikler pesindeyim...


(Son resmi bugun, otlayan dostlari rahatsiz etmeden cektim.)

Tuesday, August 07, 2007

Neydim ne oldum meselesi

Cok gormus gecirmis biberler bunlar.
Ankara gunesinde bronzlasip,
Pasabahce kutularinda itinayla geldiler gurbet ele.
Birlikte haslandiklari patlican dostlarini dolma tenceresine ugurlayip,
Buzlukta kizartilacaklari gunu beklediler.
Az yagli tavada soyyle bir cevrildiler.
Sarimsakli yogurtlanip once,
kirmizibiberli kizgin tereyag sosuna bulanip
yendiler.
Afiyetle.

Sunday, August 05, 2007

Friday, August 03, 2007

Sikago Sikago bulunmaz eşin -1

Akademik konferanslarin, ilim ve bilimden ziyade universitelerin asosyal ortamlarinda ogrenci, meslektas ve burokratik dalaverecilerden baska insan gormeyen akademisyenlerin halka, biribirine ve hayata acilma ihtiyaclarini gideren aktiviteler butunu oldugunu soyleyebilirim. Bu tip toplantilar icin secilen sehir ve ulkelerin cografyasina sikayet edeni gormedim. Sikago'yu da, su yukaridaki resimle ozetleyebilirim.

Sehre ayak bastigim ilk saatlerde son dakikada ayarlanmis, kimsenin yerini bilmedigi otelime yoneldim. Gecenin bir vakti trafik vizir vizir lakin benim otelin sokagi paralelleriyle birlikte polis gozetiminde arac ve yaya trafigine kapali. Dakka bir gol bir dedim icimden. Hayirdir memur bey diye de yaklasilmiyor ki buranin polislerine. Elimde canta bavul sokagin basinda bekledim. Gizli servis gorevlisi tavirlarinda birine el ettim. Geldi yanima, derdimi anlattim. Biraz bekledik, otel musterisi oldugunu tahmin ettigim uc bes insanla toplastirildik. Hep birlikte guvenlik seridini astik. Yari yolda, karsidan gelen ayni gizli gorev hallerinde bir baska gorevlinin bavullu kafilesiyle degis tokus edildik. Hizli hizli yururken sokagin Zapatistalarca ele gecirilip bagimsiz bolge ilan edildigini, bizim de multeci oteline yerlestirilecegimizi dusunuyordum ki gectigimiz ara sokagin ortasina cakilmis susu verilen helikopterin parcalarini gordum. Enkaz bu denli dandik olmasa ortamdaki patlamis funye kokusuna aldanmak isten degil. Refakatci ajan aciklamadan anladim tabii. Film cekiliyormus. Film hilesi dedikleri seyi o dakika icime sindirdim. Yalnizca gece calisan ekibin, gunduz caddeye parkettigi patlamis helikopterimsiyi ertesi gun fotograflayabildim.

Cumartesi acilan konferansta arz-i endam ederek ‘gezmiyorum, butun panellere katilacagim, not alacagim, soru soracagim’ imajini cizdikten sonra solugu meshur Michigan caddesinde aldim. Malum butceyle sagli sollu dizilmis, param var ama nereye harcasam bilmiyorumvari dukkanlardan alabilecegim yegane sey de bu bedava soluktu zaten. Yurudum nehir gectim, yurudum kopru gectim, yurudum, parlak dukkanlar, isikli sokaklar bitmek bilmedi...Bir daha gelecek olsam hayata, Sikago'da cikolata renkli sanatci olarak yasamak isterdim. Sanatsal aktivitelerimi de bir sonraki yazida irdeleyecegim.