Wednesday, September 23, 2009

suursuz tehdit

(iki laf arasi arasi sessizligi)
-kedi alalim mi ??
-hayir.
-YA KEDI YA BEN !!!!!
- sen.
(southpark sessizligi)

Monday, September 21, 2009

biriki ciddi laf

Hamurlarimi, boyalarimi, kalemlerimi, fircalarimi onume alip cok acayip sanatsal, sofistike ve nezih calismalar yapma niyetiyle basladigim islerin sonucu ekseriye husran... oysaki, super zarif bir kolye pisirip haftasonu gezisine dahil etmekti amacim. kendimi ciddiyete davet edemedigim gibi, kolyem, daldigim ortamlarin ciddiyetini sarsiyor. pismanim diyemem.


Thursday, September 17, 2009

bugunlerde...

makalelerin en sevdigim yani, sirtlarinda lazim olmadigi kadar bos beyaz sayfa tasimalari...

Tuesday, September 15, 2009

eriksuyu ve kombin

sevgi, inat, gurur ve zahmetle urettigim eriksuyuyla, evdeki kola, gazoz ve zirzobik sivi tuketimini baltalama calismalarindaydim. ben eriksuyu dedikce devrilen gozlere prezentapl gelsin diye aldigim napnarin cam sisenin kapagi, ilk prezantasyon sonrasi kendini dolaptan marleye cakti. tuzbuz. kapaksiz sey gibi kalan napnarin siseden canta yapip erikcekirdeginden kolyeme kompinlemek istiyorum. iyi gunler.

Sunday, September 13, 2009

Friday, September 04, 2009

tahlil numunesi (cizim)


telefon sesini, telefondaki sesi, telefonla konusmayi sevmedigim gibi, calan telefona vaktinde cevap vermeyi ve arayan kisiye insani zaman cercevesinde geri donmeyi de oldum olasi beceremem.. bizi telefona mahkum ve mecbur eden mesafelere sitem etsem ne yazar. hele konusmalar sevimsiz, konular gereksizse bir de... degmesinler kalem tutan bilincaltimin keyfine.

Monday, August 24, 2009

kümülatif sükunet

dedi ki, artik spekülatif yazilar yazmiyorsun.. dedim ki, ben artik yorumlara da cevap yazmiyorum.

Sunday, August 23, 2009

Pazar mesgalesi-Recel pride

annelerin kahvalti sofrasinda recelin illaki tadina bakilmasi hususunda zaman zaman piskopatlik derecesine varan israri, kendi recelimi sofraya koydugum ilk gun anlam kazandi.. 

Friday, August 21, 2009

BirkiUC

Birinci sene fistikliydi. Icim disim lafla dolu, kulahtan tastim. Derdimi layikiyla anlatmanin, sevilip okunmanin keyfine ikinci sene frambuazli cilekli supriz sactim. Ucuncu yilin seyri malum. Sade... 

O zaman kadehte cilek hosafiyla Serefe-Ramazan sebebiyle...

Saturday, August 15, 2009

Bakjwi (Thirst)

Kimi filmler normaldir. eglencelik izlenir. sevilir ve ya sevilmeyebilir. Bazi filmler ruha huzur verir. oturdugu yerde insanin icinde bitkiler yesillenir... bir de Chan Wook Park filmleri vardir. insani hemen oturdugu yerde burgu makarnasina bukup birakiverir (bkz.Old Boy). salondan cikip gitmemissen neydi simdi bu dersin film bitince. sinemadan cikis zindandan cikisa benzer. hayat az evvel izlediklerinin yaninda adeta cennetdir. sanki daha bi sevilir.

Thirst'un ne idugunden habersizdim bileti alirken. yonetmeni ve daha onceki filmlerindeki yaratici piskopatligi haric. tahmin yuruttugum yegane sey bu adamcagizin konu, duygu ve eylemden bagimsiz, seyirciyi koltugunda rahat oturtmama gayesiydi. yanilmamisim. 2.5 saatin ustunden gecen onca zamana ragmen hala neydi simdi bu diye sormakla mesgulum. Cannes jurisinin algilari acik olsa gerek kendisine ozel odulu coktan vermisler...


Thursday, August 13, 2009

The Fall

dususun* etkisi en cok dusme yuksekligiyle alakaliymisti. oysa ben, zemine ilk carpan yerin onemine dikkati cekerim.. kalca kol bacak carcabuk toplarken, burun dikine cakilanlarin mesela, cok cok sonra, hersey normalmis gibi davranmaya basladiktan bile sonra, durup dururken sizlayan direkleri olur. yukseklikten, acidan, zamandan, bagli oldugu burundan bagimsiz.

*filmden haberdar azinliktan misiniz?

Wednesday, August 12, 2009

baban nerde?

son zamanlarda suskunlugundan sikayet ettigim ic sesim nihayet geri dondu. havuzlu gunesli tatil ortaminin bogrunde, sinir, bezginlik, asabiyet, umursamazlik ve sitem tonlarini hissedilir bicimde yeslestirdigi ses tonuyla, sundurerek cekistirdigi minik kolun sahibine: 'baban nerde?' sorusunu soran, dogum sonrasi kilolarin bedenini hirpaladigi bir suru anne ve cocugu ve daha nice vesaireyi, karanlik gunes gozlugumun ardindan sinsice takip ederken, ic sesim ansizin beni durttu. Bilincsizce yaptigim seyi, genellemeleri, yorumlari ve acimasiz elestirileriyle onume koydu.. Donuste gumruk muhafaza masasini gorur gormez aklima dolusan allah muhafaza birimleri fikriyle, gate'de bir basima siritirken dusundum de korktugum kadar uyuzlasmamisim. Hala umut var.

Thursday, July 16, 2009

yapmak ya da yapmamak

yapmak istedigim, yapmayi cok sevdigim, yapmak uzre oldugum, yapmak icin can attigim, yapasim zaten gelmis olan, ya da, yapmaktan nefret ettigim, yapmamak icin direndigim, yapmayi erteledigim herhangi bi'sey icin, YAP emrini aldigimda o seyden bir daha donusu olmamak uzre soguyorum. yapmamak icin olumune direnip bazen sacmaliyorum. huyum ergen mizmizi gibi gorunse de ilerleyen yasla ulastigi boyutlar korkutucu. misal kucukken 'mork. cilegini yesene' lafi uzerine oylece yemeden tabakta biraktigim cileklerin kimseye zarari yokken, 'mork. pazartesi toplanti var, katilim mecburi' dendiginde toplanti bir yana dursun isimi birakmakla birakmamak arasinda gidip geliyorum. hayir sen o toplanti saatini insan gibi bana bildirsen ben zaten gule oynaya katilacagim. ama insiyatifim elimden alindiginda zivanadan cikiyorum. huyumu kurutabilitem olmadigi gercegini kabullendim. dunyayi, bana emir kipli cumlelerle hitap etmemesi yonunde degistirebilecegim umudunu yasatiyorum...

Saturday, July 11, 2009

Tuesday, July 07, 2009

sonucta giris de bir tur gelisim sayilabilir

o kadar da gecmiste kalmayan eskiden, bir kelimeyi, haberi, sozu, bakisi, durusu, gunluk hayatin cok da umurda olmayan tek bir anini, yayin akisi esnasinda bulundugu kareden keserek cikartip enine boyuna sundurebilir, ustunde uzuuun uzuun dusunebilir, igne ucu delikli suzgeclerden gecirebilir ya da islak pamuk altinda budaklanmasini izledikce saymaya usenilesi vakitlerce yorum yapabilirdim. o yorumlarin milyorda biriyle gunasiri blog yazabilir, asirdigim gunlerde yazdigim yazilari bizzat kendi ilgime draft olarak kaydedebilirdim... simdiki degisikligin sebebini once bitirdigim doktora sanmistim. bunye bunalmadikca kurcalamiyor, hayattan memnunsa elestirmiyor, mutluysa irdelemiyor sandim. yanilmisim. onca ay issiz kaldim. bunaldim, hayattan biktim, mutsuzluklari yeniden tanimladim. yazmadim... sonra sucu yalnizliga attim. insan yalniz kalmadikca dusunmuyor, konusabiliyorsa yazmiyor sandim. buldugum isle yeniden yalniz kaldim. medeniyet uzaginda, yeni bir kampus koyunde, hic komsumun olmadigi tek odali kendi evimde istemedigim kadar yalnizdim. yine yazmadim..

sonra birdenbire ne oldugunu anladigimi filan sanan okuyucuya hatirlatirim ki bu tip ilahi aydinlanmalar edebi yazilarda olur. burasi amator ruhlu koyun blogu. egitmekle gorevli bulundugum iki kucuk cekirgeye gunlerdir giris gelisme sonuc iliskisini anlatmaya calisiyor olmam ve bu iliskiye su siralar duydugum nefretli tiksinti gelmis gecmis butun yazi duzenlerinin icine tukurme istegiyle doldurdu beni. nefretimin bir kismini sactigima ve yazinin gelisimini ziyadesiyle bozduguma gore ilk paragraftaki meseleye geri donebilir tahmini sonuca varabilirim.

sanirim, yazma potansiyelimin baltasi anonimligimi koruma cabasi.. zaten belki gercekten de, 'mahremiyetin gitti mi elden sen de gitmelisin tez elden'*. belki de degil. gayet karizmatik sonucu da boylelikle piciriklestirdigimize gore dagilabiliriz. yasasin kisisel anlatimin bozuk gelisimi.

*ElifSafak-Mahrem