Wednesday, December 10, 2008

Ferrarimi satmadan once...

Gunlerden bir Persembe. Carsamba ya da Sali da olabilir o kadar da onemli degil. Sabahin tek goz acmama elveren saatinde, kargalari kahvatida birakip laboratuarima gidiyorum. Deney yapmaya. Atom filan boluyormusum gibi ciddi. Yuruyerek 15 dakikalik evden bolum mesafesine usenmisim, 3 dolarlik park parasini gozden cikarip atlamisim Ferrarime. Ana caddeden park yerine giren yola dondugum anda karsima bir okul otobusu cikiyor. Karsi yolda. Park halinde. Bebeler biniyor. Iniyor da olabilir. Saat daha erken, indiklerini sanmiyorum. Zaten ne gordugumu de hatirlamiyorum. Zira hala uyuyorum. Gozum otobuste duruyorum once. Lan birsey vardi bununla ilgili ehliyet kitapciginda, birsey vardi, neydi ki neydi diye zorluyorum beyin hucrelerimi. Ama tik yok. Sari kocaman okul otobusu resmi geliyor hafizama sadece ehliyet sinavindan, ilgili soru ve siklar yok. Kesin bi pislik var diye diye otobusu gecmeden, beri tarafa dusen park yerine kiriyorum direksiyonu. Gaza basmadan, kayarak. Tam donerken acik olan tek gozum otobus soforunun normalin 3 katina buyumus gozlerine takiliyor. Belli bir armutluk var yaptigim iste. Ama geciyorum bile... Suzuldugum park yerinde izimi kaybettirip en gorgusuzunden kamyonetlerin golgesine park ediyorum. Sozde.

Gunlerden bir Pazar. Cumartesi filan degil. Kesin ve net olarak bir Pazar sabahi. Saat tam olarak 8:45. Kapinin kirilasiya yumruklandigini duyup firliyorum uykudan. Inip asagi aciyorum. Pijamali ve capakli. Goz hizama tam tekmil uniforma lacivertinin gomlek cebi dusuyor. Polis beyi bir butun olarak algiladigimda kalbim duruyor. Kapinin onunde duran Ferrosu gosterip, bu aracin sahibini ariyoruz dediginde, yanibasindaki kocaman polis arabasi yuzunden daha bir kuculmus konserve aracima bakiyorum. Benim diyorum, duymakta zorlandigim sesimle...


Hatirlayamadigim kural, otobusu indir bindir yaparken gordugun anda oldugun yere cakilip beklemen imis... Meger, otobus soforu kocaman gozuyle bana degil plakama bakiyormus. Ihbar etmis. Ulkeden kacisim muhtemel olasiliklar dahilinde gorulmus ki, haftasonu yorganima sarinmisken kistirilmam uygun bulunmus. Memur bey bana oncesi, sonrasi, detayiyla her seyi anlattirip, anlattiklarimi yazdigi kagidi imzalatiyor. Hani bilmemnerde bilmemnezaman bilmemkackisi oldurulmus dese onu da ustlenebilecek vaziyetteyim... Kadigin ustundeki ceza meblasina gozum kayiyor imzalarken. 400 dolar. Ohhhaaa diyorum. Icimden.

Es dost itiraz et diyor. Kurali hatirlayamadim, ogrenciyim, fakirim savunmasi oneriyorlar ki hepsi dogru hepsi ben. Itiraz ediyorum ben de, uzunca bir savunma yaziyorum. Hic olmazsa zaman kazanirim. Red geliyor cevaben. Yine de diyor ki kagitta, isi uzatip mahkemeye basvurabilirsin. Fakirlik insani gozupek mi yapiyor nedir basvuruyorum mahkemeye. Hani daha dili dogru duzgun konusamiyorum, derdimi nasil anlatacagim konusunda hic fikrim yok ama mahkeme gunu veriyorlar bana. Ustelik bizim koy yerine, yarim saat mesafede cocuk suclular mahkemesinde...

Mahkeme gunu ciddi ciddi giyinip gidiyorum. Olayin krokisini cizmisim kagida, kusbakisi. Nerden geliyordum, nereye donuyordum. Alcak otobus soforu neredeydi, gozleri ne kadar acildi, ben ne kadar pulsuz ogrenciyim, herseyi cizmisim. Tikandigim yerde sekilden destek alma fikrindeyim. Mahkeme bildigimiz filmlerdeki mahkeme. Daha binaya girince itiraz ettigime pisman oluyorum. Koridorda, gri turuncu enine cubuklu formali, elleri kelepceli bir genci onumden gecirip yandaki salona sokuyorlar. Ben donmus bakiyorum. Giriyorum benim salona ama geldigime bin pisman. Daha baskasinin mahkemesi suruyor iceride. Bir baska cocuk, baskasinin kimligiyle bira almis. Yasi kucuk. Bindolarlarca ceza bir de hapis veriyorlar. Mumkunu olsa kosarak kacacagim ama bu saatten sonra mahkemeye cikmamak da suc...

Bizim durusma basliyor. Bes kisiymisiz. Trafik sucuna itiraz eden zeytinyag adaylari olarak diziliyoruz hakimin onune. Hakim cuppeli filan, yuksekte oturuyor. Onunde de bilgisayarli kiz, citcit yaziyor konusulani. Anlatin bakalim siradan diyor hakim. Benden onceki dort genc adam sakir sakir Ingilizceyle anlatiyor derdini. Biri 45lik yerde 70le yakalanmis, biri sapasaglam haliyle engelli yerine parketmis falan filan. Hepsi bir bir anlasiyor hakimle, hepsi affediliyor. Rahatliyorum ben de. Zaten demislerdi, mahkemeye cikma curetini gosterenler genelde affedilir diye...

Sira bana geliyor. Anlatiyorum kirik dokuk Ingilizcemle. Cizimle de destekliyorum anlattiklarimi. En masum, doktugu sutun farkinda kedi ifademle ozur diliyorum. Hakim bir duruyor. Neye alamet karar veremiyorum. Dusunuyor kasiniyor. Yanlis biliyor olabilirim diyor. Yuzyildir ilk okul otobusu gecen suclu ben miyim acaba memlekette? Sag tarafinda duran iki meydanlarus kalinliginda siyah ciltli kitabi karistiriyor. Okuyor. Surati degisiyor. Kitabi kapatip solunda duran telefondan birilerini ariyor. Durumu ozetliyor telefondaki sesi dinliyor. Sonra kapatip bana donuyor...

Okul otobusu gecmek, bu ulke dahilinde affedilmeyen 3 suctan biriymis. Asla affedilmemesi ve indirime gitmemesi konusunda bir baska yasayla destekliymis. Hakim amca hazirlikli gelmeme ve masum kedi bakislarima istinaden olsa gerek cezami takside bolmeyi oneriyor ve bir sure taksitlerin miktari konusunda koyun pazarligi yapiyoruz koskoca hakimle. Ben artik iyice zivanadan cikmis vaziyette 30 diyorum aylik. O koskoca hakim cuppeli filan kurtarmaz 50 diyor. En son 40ta anlasiyoruz nihayet ve ben takip eden 10 ay boyunca cezami odeyip yillar sonra bugun bile herhangi sari bir arac gordugumde yolumu degistiriyorum...


foto: en guzel gunlerin anisiyla, '84 model ferrosum

19 comments:

sunrise said...

Vah canim vah!
Cok uzuldum yav. Ama sanki cok bilinen birseyi yapmissin gibi geldi bana. Yeni de gelmedin ki bu ulkeye.. Neyse, herkesin basina geliyor boyle seyler uzulme..

Sakin bir de posta kutularini elleme tamam mi? O da affedilmeyenler arasinda...
Gecmis Olsun.

Magissa said...

Mahkemeye girişini okurken içimi karakancaloslar bastı mor kuzu.

MorKoyun said...

Evet cok bilinen bir sey ama bu hikaye en az 5 sene oncesinden:) Yayinlanmamis postlarda yil sonu dampingi yapiyorum:))
Posta kutularindan haberim yok, ben kesin ellemisimdir ama cok sukur yakalanmadim:)

Beni ne tip seylerin bastigini basariyla anlatabilmisim ozaman:)

YILDIZNAF said...

Amerika'dan Turkiye'ye donuste en cok oradaki bu cezanin bizde neden uygulanmadigina hayiflaniyorum ben. Geceli cok olmus ama yine de gecmis olsun. Ve fakat bize bu tur bir uygulama keske en kisasindan isinlanabilse. Anne ve cocugun uzerine suruyorlar okul cikisinda daha hizli yurusunler diye hala biliyor musun. Yani lazim be Morkoyun'cugum, agir yaptirimlar lazim bu konularda.

gezicini said...

aman aman okurken bile fena oldum. çok geçmiş olsun.. dikkat et aman..
sevgiler
gorki

La Loba said...

Yavrucum sen neler neler yapmışsın vakt-i zamanında. Aman hey derim dikkat et gözüm.
Değişik bir olaya karışmışsın, iyi bir hatıra ve hayat dersi :)

A. Murat Eren said...

Arşiv olsun, benim New Orleans'ta yıllardır uyguladığım ve insanlara da şiddetle tavsiye ettiğim "Okul otobüsü ile karşılaşıldığı durumda yapılacaklar listesi" şöyle:

- Arabayı sağa çek.
- Kontağı kapat.
- Ağır hareketlerle araçtan in (çok ağır ama).
- Araca yüzünü dön.
- Kollarını ve bacaklarını ayır.
- Sanki arkanda seni aramak üzere duran bir polis varmışcasına arabana aban ve beklemeye başla.
- Otobüsün uzaklaştığını duyduğunda yavaş hareketlerle arabana geri bin (çok yavaş ama).
- İçinden 20'ye kadar sayıp kontağı çevir.
- Etrafta hiç çocuk olmadığından emin olmak için bu sefer aynalara bakarak bir daha 20'ye kadar say.
- Hız sınırının yarısından hızlı gitmemek sureti ile olay mahallinden uzaklaşmaya başla.
- İlk gördüğün sağa dön.
- En yakın bara git.
- İşi gücü bırak, akşama kadar iç, bardakilere bira filan ısmarla.
- Evde hanım/bey "günün nasıl geçti" derse "müthiş" de.

91 said...

tebessümle okudum yazını. böylesi kötü bir günde bile güzel geldi. teşekkür ederim çok. :)

sunrise said...

Ay cok hossun ya, ben de yeni oldu diye okuyorum. Yani ceza yeni bitti de rahatlayinca yazdin ha?

Neyse, cok olmus. Bosa konustuk...

Asortik Krep said...

Bizde okul otobüsünün şöförü ! (servis şöförü oluyor kendileri ) durağa yanaşmadan indirdiği gibi hatta bir olay olmadan nasıl kaçayım diye de dörtgöz etrafa bakmadan gider.
Hatta E5'te araba kullanırken bira içer,allahtan çocuklar yok ama okul çıkışına giderken..Bende bunu görüp onu şikayet ederim..Bir daha olmayacağına garanti edemeyeceğini söyleyince yani bir daha yapmayacağını söyleyemiyor, işten atılır..
Birde ben bu koleje dünya kadar para veriyorum diye servis şöförü torununu 10 dakika erken bıraktığında kaloriferi yakmadığı için kapıda bekleten paragözler var..O kaloriferi beşte yaktığından çocuğu da eve beşte getirsinmiş..Bu olayda da şöför kafayı yiyiyordu..Örnekler İstanbuldan..

hulyalar said...

bugun eve gelirken ara sokakta bizim sari otobusu gorunce taaa uzaklarda durdum,otobus yaklasti,donemk icin onumde soal sinyal verdi banada elini kaldiprip tesekuuur etti:)arabadan inen cocuklarda bakip gulup el salladilar,ama tabi hepsinde aklima snein yazin geldi:)

ycurl said...

Epey bir maceraliymis senin bu hikayen. Okul otobusleri disinda ambulans ve yangin araclari gecerken de saga cekip durmak zorundasin gel de bu kurali Turkiye'ye uygula bakalim. Bizim eyalette simdi her yere kamera yerslestirdiler kirmizi isikta gecenleri ve hiz yapanlari yakalamak icin. 2 ayda 40,000 trafik cezasi kesilmis kameralarla.

anteriour chamber said...

Morcan Koyuncan,

Yuregim daraldi okurken, mahkeme duvarlarini ustume gelir gibi hissettim. Cok canli yazmissin :) Bu fantazi ulkede buna benzer bi olayin basina gelmeyen yoktur herhal, ben de dahil. Gecmiste olmus olsa da yine de gecmis olsun.

Bi de bi sorum var, bu memleketin butun polisleri, itfaiyecileri mi sulak yerde buyumus 2 metreye 5 metre azman gibiler? Onlari gorunce kafadan hangi sucun itirafini verirlerse imzalayasi hissi uyandiriyolar insanda senin de dedigin gibi.

mor paspas said...

vay be, neler neler varmış.
akıcı bir dille yazmışsınız heyecanlı olmuş :)
dün yaşadığım bir park sorunundan sonra böyle cezalara hak vermiyor değilim aslında. 4lülerimi yakmış, önümden çıkan adamın yerine girmek için bekliyorum. bekliyorum, bekliyorum. neyse adam çıktı ben tam girecekken 'doğan görünümlü şahin'e binmiş adam lönk diye benim beklediğim yere girdi. onun girmesine engel olmak için kapışabilirdim ama kesin kaza yapar burun buruna girerdik. Tabii benim orda sabırla beklediğimi ve öküz adamın da yaptığını gören ahali ve park görevlileri de kavga çıksın diye bekliyorlar. uzunca bir küfür niteliğinde kornama bastım. sonra sert bir patinajla başka park diyarlarına gittim.
bu adamla tartışsam ne olacak, dilimden anlayacak mı?
şimdi bu adama ne ceza verilmeli?
hatta kendini haklı görerek, nasıl kaptım ama havasıyla dolaşıyordur ortalıkta.
biraz kibarlık, adalet yok kardeşim yok...

Ebruli said...

Bu olayi yasayali kac yil oldu bilmiyorum ama gecmis olsun diyecegim yinede. Yazini gulumsemeyle okudum. Ama uzuldum de sana. TR'de bu tur cezalar yok ki. Bizde hersey serbest. Asiriya kacilmadigi surece cezalardan yanayim. Ozellikle de TR icin...

Kek ve Kahve said...

ne kadar güldüm ben bu yazıyı okurken ya. kusura bakma başına kötü bişey gelmiş ama anlatımın koparttı beni,
sağlıcakla kal.

farawaysoclose said...

Amerikan diyarlarına giderken eş dost tek bir trafik kuralı belletmişti (muhtemelen kendilerinin de tek bildiği): STOP levhasını görünce 4 teker de duracak. öyle durar gibi yapıp, vitesi boşa alıp, ağır ağır çaktırmadan süzülmek değil, tam duracaksın!
sayende ikinci önemli kuralı da öğrendim :))

ayçobanı said...

Almanya'da bizim türkiye'den aldığımız ehliyeti pek beğenmiyorlar :P ve sınavı burada tekrarlamanı öngörüyorlar. Teori + Pratik!! Yahu 10 küsür sene olmuş alalı ehliyeti, nerden hatırlayacağım once kuralı!! Neyse çalıştım hummalıca aldım teoriyi. Dayandı kapıma pratik sınav!! 2. dakikasında bitirdi gözlem memuru!! Durakta duran otobüsün yanından geçiş hızım 35km/hr olup çok hızlı bulunduğu için!! 10km/hr olması gerekiyormuş, o da illa geçmem gerekiyorsa. Konuşmalarla birlikte toplam 4 dakika süren aşırı süratten(!!!) kaybettiğim, 80 küsür euroya mal olan kısa bir sürüştü benimkisi!! İkincisinde başardım neyseki ;)) Yahu buranın trafiğine, kurallara öyle bir adapte oldum ki Ankara'ya gittiğimde korkuyorum sürerken!!

M. said...

sevgili mor koyun blogu sahibi. birinden destek almaya ihityacım var. bloguma bakar ve yorumunu bildirirsen sevinirim. blog değil aslında benim ki, elektronik aşk mektubu bir nevi.