Saturday, October 06, 2007

Uc film birden



Film elestirisi denince bir dururum ben sevgili okur. Bu denli cekinmemin sebebi, yeni dokulmus cimento kivamindaki bellegime kazinmis, tam ismini hatirlayamadigim bir televizyon programidir. Adinin Alin oldugunu hatirladigim, Hurriyet gazetesinde de film elestiri kosesi yazan kivircik siyah sacli melun bir kadin, gozluklu ve kel kafali, saksakci bir adam ve onemsiz biri daha bir masanin etrafinda gozumde canlanir hemen. Bunlar trt2 oldugunu dusundugum bir kanalda haftanin belirli gunlerinde bulusur, az sonra yayimlanacak filmden once, zaplayarak kanal kanal dolasan akli basinda televizyon izleyicisine, entel bir ortam yaratmislar da tatli tatli sohbet ediyorlar imaji verirlerdi. Oysa kazin ayagi oyle degildi. O Alin kod adli kadincagiz gelmis gecmis, piyasada olan olmayan tum filmlere ve yonetmenlere acimasizca giydirir ve olumsuz tutumunu kendinden cok emin bir tavirla sergilerdi. Dunya gozuyle hicbir filmi begenmedi. Yeni yeni olusmaya baslayan sinema zevkime vurdugu darbelerin etkisini hala hissederim. Simdi izledigim filmlere gecelim...

Volver/Ispanya
Gozlerim Raimunda'nin poposuna takildi film boyunca. Bu kadin (Penelope Cruz) hep mi kum saatine benzerdi sonradan mi boyle oldu diye. Zaten alt yazi filan okumadim. Tanistigim tum Ispanyollar gibi, anlamak icin bir turlu rahat durmayan el, kol ve mimikleri izlemek, tatli tatli akan dilin keyfini surmek yeterli. Kadin kadina bir film ve cok eglenceli. Yemegin salcalisi, kadinin kalcalisi buyurmus meger Almodovar amca. Filmde, anac, guvenilir, gormus gecirmis kadin imaji adina yapay popo takilmis Raimunda'ya...

Pan'in Labirenti/Meksika
Tesadufen baslarken yakaladim televizyonda. Yine aksanli Ispanyolca takti kancayi kulagima. Labirenti kesfeden Ofelia'nin ismini duyunca hangi film oldugunu anladim. Insan aklinin varligini ortaya koyus bicimine, filmin gecislerine hayran kaldim. Yer yer icimden sessizce yer yer siddetli sumkurerek agladim. Haftalarin birikmis depresif duygulari katalizor etkisi yapmis olsa bile bu film harika.

The lives of others/Almanya
En guzelini sona sakladim. Bu senenin yabanci dil oskarini Ofelia'ya birakmayan film. Iki saatin ustunde olmasina ragmen bir dakika gozumu ayirmadim. Biraz huzunlendim, bazen gulumsedim ama en cok insanin insana eziyetine sinirlendim. Basroldeki anlamli mavi gozlerin (Ulrich Muhe) gectigimiz aylarda vefat ettigini ogrendim. Ben bu filmi cok sevdim.

Tehlikeli yazar takiminin bir grubu hakkinda diyor ki Stasici amca: Insansiz yasayamazlar. Yeterli sure izole edilir, insanlardan ve hayattan ilisigi kesilirse, serbest kaldiginda aylarca ve yillarca yazi yazamaz. Yazamamak olumdur, o zaman bir daha endiseye gerek kalmaz.

15 comments:

ycurl said...

Son filmi seyretme sansim olmadi ama diger iki filmde zevklerimiz uyusuyor. Gelirsek Turkiye'de olan sinema elestirmenlere -hele Alin- bence kendi zevklerine gore filmin surasi soyle kotu boyle kotu diyerek insanlara empoze edemezler. Bana bu sekilde yapilan sinema elestirmenligi hep sacma gelir. Hani isin bir teknik, konu cozumlenmesinin sosyolojik vs. lojik durumlara dayanarak bir analiz yapsan anlasilir ama kuru dedikodu seklinde filmi belli bir temele koymadan yapilan elestirilere dayanmiyorum :) Ama bu isin raconu ne yazik ki boyle.

pelin said...

ben de sonuncusunu izledim. cok iyi bir filmdi gercekten. renkler nasilda o yillari ve o yonetimi anlatiyordu. hersey koyu sari, kahverengi, soluk mavi, gri, siyah...
alin tasciyan ve digerlerini ben de izlerdim. ntvde miydiler acaba. gercekten bir turlu hemfikir olamiyorlardi hicbir film uzerinde. yuzlerinde bir memnuniyetsizlik surekli, sanki film izletip eziyet ediyorlar hepsine:)

simon said...

alin taşçıyan'ı savunmak bana düştü. öncelikle filmleri beğenmemek bir insanlık görevi. çünkü piyasadaki (vizyona giren, yani konuşmak durumunda oldukları) filmlerin büyük çoğunluğu işe yaramaz, 5 para etmez şeyler. bir de gazetesi milliyet olsa gerek.

yanında 3 kişi vardı. ali hakan, mehmet açar ve tuna erdem'di (sonra bir başka bir kadın geldi yerine) diğerleri. program beyazperde. filmlerden önce bilgi verilen atilla dorsay'ın alin taşçıyan'la sunduğu programdı.

ali hakan popüler yaklaşır filmlere. eskiden kalma bir tepkim vardır kendisine. mehmet açar iyi bir öykücü -sanırım-, ama filmlere karşı beğenisi oldukça acaip. tuna erdem bir akademisyen.
alin taşçıyan'ıysa birçok zaman beğenmişimdir. bilgilidir bir defa.

insanların sanat eleştirisine vermedikleri tepkiyi sinema eleştirisine vermesini oldum bittim anlamamışımdır. bunun, sinema eleştirmenliğinin hem sanatsal hem popüler bir iş olmasıyla ilgili olduğu kadar, seyircilerin sinemanın sanatsal eleştirilmesine (hatta sanat olmasına) karşı çıkan, bir çıkın aradan da zevkimizi bozmadan seyredelim tarzı bir tepkisiyle de ilgili olduğunu sanıyorum.

MorKoyun said...

Alin Tasciyan'dan bahsettikten sonra ilk defa ismini verdigim birinin giyabinda yazdigimi ve muhtemelen birinin yazdiklarimi benim yazarken bakmadigim tarafindan okuyacagini dusundum. Bu kisinin Simon olmasina da sasirmadim aslinda cunku ben ne kadar genel gorusluysem (insanlarin sinema elestirmenlerine bakis acisi) sen de o kadar Alinseversin. (Evet gazete Milliyet)

Saksakci diye niteledigim Ali Hakan'di zira Alin Tasciyan'in ismini duymadan silip attigi Hollywood filmlerine, ozellikle cok para dokulenlere hayranlik duyardi.

Benim elestiri amaci gutmeyen elestirimin sebebine gelince, Alin Tasciyan'in sinir tanimaz ukalaligi, mimik ve kelimelerinden akan memnuniyetsiz tavri, zaman zaman alenen beliren onyargisi, belkide elestirmen kimliginden ziyade program yaptigi iki uc kisiyle bile studyoda huzur icinde oturamamasi olabilir.

Filmleri begenmemek bir insanlik gorevi olabilir ama filmleri elestiren kisiyle ayni zevke sahip olmamak ve bunu aciklamakta sakinca gormemek de hak olsa gerek. Madem konu acildi, sahsi fikrim de sudur. Film hakkinda verilen onbilgiyi, paylasilan fikirleri alirim, bir suru filmden secim yapmak icin genel elemeye bakip analizleri okurum (rottentomatoes), ama yonetmenle arama girilmesine, Transformers'in sanatsal elestiriye tabi tutulmasina mesela Konus onunla'yla ayni masaya yatirilmasina, zevklerin tartisilmasina karsiyim. Sinema diger sanatlarla bir tutulamayacak genislige hitap ediyor, her filmin alicisi var dolayisiyla herkesin kendine has fikri var. Zevkleri sabit 4 kisinin bir araya gelip ekranda gerginlik yaratmasi bence dalga gecmeye musayit.

Punto said...

Bu konu mesleğimi ilgilendirdiği için ben de tartışmaya katılayım biraz.
Alin'i Milliyet'ten tanırım. Benim Milliyet'te çalıştığım dönemlerde sanat sayfasına haber yapıyordu.
Bakın aslında gazete haberleri "ayna" olmalıdır. İçinde yorum olmamalı,konuları sadece yansıtmalıdır. Haber başlıkları da aynı mantık içinde atılmalıdır. Yorumu yazarlar yapabilir ve bu yorum da onları bağlar.
Bana göre bir filmi eleştirmekten çok "tanıtımı" yapılmalıdır. Filmin bütçesi, çekildiği mekanlar v.s. Filmin beğenilip beğenilmemesi seyredene bırakılmalıdır. Şahsi görüşler yansıtılmamalıdır. Yönlendirme hiç yapılmamalıdır.
Sizin beğenmediğiniz filmi belki ben çok beğenebilirim. Gazeteci ahkam kesen değil, aktaran olduğu zaman gazetecidir.
Günümüzde, özellikle televizyonda kullanılan sert ifadelerin seyredilme oranını artırması her konuda ipin kopmasına neden oldu diye düşünüyorum.

ekmekcikiz said...

Mor K.cığım,

Alin Taşcıyan'ın konuşurken tersleşmesi, belki biraz "benim şu adamlara sinemayı öğretmem lazım" gibi bir duyguyla olabilir.
(O programları seyrederdim, fikir yürütüyorum.)
Değilse, gazetedeki tanıtım yazıları da eleştirileri de çoğu kere makuldür.

Ali Hakan'ı sevemedim, bu filmleri Hollywood çekmiş, öyleyse iyidir gibi bir havası vardı.

Program yapımcılarının bu farklı tarzdaki insanları biraraya toplamasından muratları "tüm tarzlar için konuşacak birisi olsun" diye düşünmeleri olabilir.

Film tanıtım yazıları daha çok sözedilen filmi beğeni ile anan yazılar oluyor. Gerçek film eleştirisi yazan az insan var. Radikal'de Fatih Özgüven güzel eleştiri yazıları yazıyor, örneğin.

Seyrettiğin-sözettiğn filmlerin üçü de sevdiğim filmler oldular.
İyi film seyretmek, hele de sevdiğin türde olursa çok keyif veren bir duygu.

simon t. said...

Punto bey, sizin bahsettiğiniz gazetecilik. Ama film eleştirmenleri öncelikle gazeteci değil ki eleştirmen. Gazetede yaptıkları iş de öncelikle yorumculuk, yani herhangi bir politika yorum köşesinden farklı değil.

Haklısınız, gazetelerdeki cuma sinema tanıtımları bolca yorum içeriyor. Öncelikle tanıtım olmalı, bilgilendirmeli. Ama diğer yandan yorum da olmalı. Yoksa herhangi bir tavsiyede bulunmayacaksa ne anlamı var. Bunun için referans olarak bahsettiğiniz tarz gazeteciliğin okulu olarak bilinen Washington Post'u verebilirim. Cuma günü yeni vizyona giren filmlerle ilgili kapsamlı bilgi verilir, ama o yazı mutlaka filmin kalitesi ile ilgili yine kapsamlı bir yorum da içerir.

Buradan MorKoyun'un yazdıklarına da bağlıyorum, o zaman karşı çıkılan eleştirmenlik kurumu oluyor. Her filmin alıcısı olduğunu, eleştirmenin beğenmediğini sizin beğenebileceğinizi söylerseniz o zaman iyi film kötü film yoktur demiş oluyorsunuz, veya 'zevler tartışılmaz'. Oysa iyi film kötü film diye birşey vardır. Bu, filmin türüyle, hitap ettiği seyirciyle ilgisiz nesnel bir bakışla bulunan birşeydir. Kötü film kimseye hitap etmez, iyi film sevenine hitap eder. Tartışılan da zevk değil, kalitedir.
(şu da böyle düşünmüş)
Transformers kötü de olabilir iyi de. Her iki durumda da eleştirmen bunu yansıtmakla yükümlüdür.
Tabi Konuş Onunla ile hitap ettiği kişiler farklıdır, bu da gözönünde bulundurulmalıdır. Ama sonuçta ikisi de sadece bir öykü anlatır. o yüzden ikisinin de değerlendirme ölçüsü bu öyküyü iyi anlatıp anlatmadıkları olmalıdır.
(imdb veya rotten tomatoes'dakiler de böyle yapmıyor mu?)

sinemanın popülerliği, herkesin bir görüşü olması, onu fazlasıyla futbola benzetiyor. sokaktaki herkes teknik direktördür ve futbol eleştirmenidir. ama ezici çoğunluğu bir futbol eleştirmenin sahip olması gereken bakış açılarına sahip değildir.

-----
fazla uzadı, pardon, ama böylece bu sitedeki çıkıntı ve gıcık ünümü haketmişimdir umarım.

kontra son: ben de yazmıştım seyredince (şubatta), bence penelope'yi sophia loren'e benzetmek istemiş almodovar, onun anaç, doğal ve çekici imajına. o yüzden hatlar o kadar vurgulanmış ve abartılmış. ben de sürekli gözümüze sokulan göğüslerine dikkat etmiştim. sadece hatlar değil, dağınık, terli saçlar, yaptığı erkeksi işler...

MorKoyun said...

Dalgasini gectigim elestiri programina dahil oldugumu hissediyorum, birimiz pes etmedikce AkmetCakarla KazimKanatsal cikmaza ilerleyecegiz. Asil konumuz sozu gecen programdaki tartismanin kalite ve zevk arasindaki siniri bana gore barasili cizememesiydi. Alinvari tavrin etkisi olabilir.

Kontra atak: Senin bu sitede gicik ve cikinti unun yok ama benim hatali yorum silme hareketimden kelli bertaraf edemedigin onyargi, ayni gorusu paylastigimiz cumleleri bile geriyor (penelopun hatlari).

Google aramalariyla bir sekilde buraya gelirseniz, Alin hanim ve Hakan bey, hakkinizda sarfettigim melun kivircik ve saksakci kel tanimlamalari konusunda kusra bakmazsiniz umarim.

Suleyman Ve Ben said...

Merhaba MorKoyun,

Nasilsin? Yaz nasil bitti senin icin?

Biz uc film gorduk. Uc film harika.

I don't pay too much attention to what the film critics say.

This year there were not too many good movies released out of Hollywood - a similar trend in recent years...

Another interesting movie we saw this year was the "The Science of Sleep".

A really weird movie but it somehow worked :)

I think the film industry is truly running out of original ideas...

The Lives of Others was the most outstanding movie of the year for me...

Simdi hoscakal.

Note: I still haven't read The Secret. Perhaps this winter :)

Gorusuruz,
Suleyman.

simon said...

aslında penelope'den yazarken hiç gergin değildim. cümleler de gerilmemiş olsa gerek. sadece bilgiç olabilirim ki o hep var zaten.
(lafedenin ben olmama şaşırmamışsın ya, ün sözünü ondan ettim).

önyargım yok sanıyorum. olsa daha önce çıkmaz mıydı.. ben sadece alin t.'ı seviyorum çok. ukalalığı bilgiden olsa gerek. güzel de bu arada bence.

film eleştirmenlerine lafedilmesine tepkim hep vardı, bu yazıdan çok önce de. (yani bunları kim yazsa aynı tepkiyi verirdim). son yazdıklarını anlıyorum, ben de yapılan tüm eleştirinin ben sevdim, ben sevmedim'den ibaret olmasından çok rahatsızım. burada ünlü ebert&roeper var ya, onlar da öyle hep.

hah, bir de çok gerilimsiz bir şekilde şu aktörün ölmesine üzüldüm okuduğumda. diğer adam sanmıştım başta ve nedense, herhalde genç diye daha fazla üzülmüştüm.

k.i.s.d. said...

Filmlerden sadece Volver'i seyrettim, tüm Almodovar filmlerini beğendiğim gibi o filmi de çok beğendim. Şu an eleştiri veya fikir beyanı modumdan oldukça uzağım o yüzden detaylı edebiyat yapamayacağım.

E o zaman niye geldin dersen, link olayını keşfettiğine göre linki düzeltebilirim demeye geldim.

Nihoahahha, hadi çav.

Punto said...

Bir noktayı düzeltmek için tekrar yazıyorum. Gazetelerde yazılarında film eleştirenler de gazetecidir. Film eleştirmeni diye bir meslek yok. Nasıl ki polis muhabiri, sağlık muhabiri varsa ve bunlar gazeteci ise sinema için de muhabirler vardı. Alin'in bildiğim kadarıyla sarı basın kartı vardır ve gazetecidir.

simon said...

katılmadığım için afedersiniz, saygısızlık olarak da almazsınız umarım.
ama film eleştirmenliği diye bir meslek var. bunu kabul etmezseniz örneğin edebiyat eleştirmenliğini, tiyatro eleştirmenliğini veya daha genel olarak sanat eleştirmenliğini de meslek olarak göremezsiniz.
bu kişiler eleştirilerini akademik dünyada veya medyada, gazete, dergi ve tv'de yayınlarlar. bu onları gazetecilikle bağdaştırsa da muhabir (haber veren) kategorisine sokmaz.
yoksa bir sanat eleştirmenine sanat muhabiri demek perihan mağden'e politika muhabiri demekle aynı şey olsa gerek.

gazetelerin yorumcuları gazeteci olmaktan başka sıfatlar da taşıyabilir. ekonomi köşesi yorumcularının öncelikle ekonomist veya finansçı olması gibi doğan hızlan'a veya ekmekçikız'ın andığı fatih özgüven'e de sorsanız önce eleştirmenim der sanırım.

ilginç bir konu aslında. ama anladığım kadarıyla aramızdaki ayrım, eleştirmenlerin yorum yapıp yapmamasıyla ilgili.

ycurl said...

Elestirmenlik diye bir meslek oldugunu dusunenlerdendim ama bunu hakkiyla yapanin cok az oldugunu eklemem gerekli. Zaten az cok sinema uzerine elestirenlerin tarzlari bellidir. Birisi sanatsal filmleri sever, digeri yonetmene gore hareket eder, bir digeri ise Hollywood filmlerini saksaklar. Sonucta her tarz filmin hitap ettigi seyirci kitlesi her zaman olacaktir. Almadovar'in filmlerini Hollywood filmleri seyretmeye alisik (buna pop corn yemelik filmler diyebiliriz cunku amac gise hasilati yapmaktir) birisi ilk seyredisinde sevemeyebilir ama belki cok sevebilir. Sonucta elestirmenin gorev tanimi nedir sorusuna geliyor. Bir kere objektif elestirinin cok zor olabilecegine inaniyorum. Mutlaka kendi begenileri elestirilerine yansiyacaktir eger elestirisini buna dayandirarak yapiyorsa. Biraz daha cozumleme ve teknik acidan yaklasiyorsa bu konuda daha basarili olabilir. Populer kulturun icinde her zaman populer elestirmenler olacaktir. Ama bu ise daha akademik acidan yaklasip cozumleme yapan kisilerin (populer olamayacaklarina gore) daha dikkate alinmasi taraftariyim. En basitinden Kieslowski filmlerini (uc renk serisi vs..) seven birisi olarak eger filmlerinde hiristiyanlikla ilgili pek cok yere referans verdigini cozumleyen bir elestirmenin yazisini okumasaydim filmlerine bakis acim daha yuzeysel olurdu. O yuzden populer kultur icinde yer alan elestirmenlerin elestirmenligi her zaman yuzeysel kalacaktir. Bu guzel bu iyi demeleri bana bir sey ifade etmiyor.

MorKoyun said...

Guzel bir tartisma oldu, katilimcilara tesekkur ediyor GuntekinOnay olarak konuyu toparliyorum...

Ycurl: Sinema elestirmenligi meslektir, hakkiyla yapilan elestiriyi dinlerim, diyor.
Pelin: Alin ve cetesini izliyor, son filmi de begenmis.
Simon: Sinema elestirmenlerini elestirenleri elestiriyor. Biraz ukala. Bir de Alin'i begeniyor.
Punto: Sinema elestirmenligi diye bir meslek tanimiyor. Film elestirisi yerine film tanitimini tercih ediyor.
EkmekciK.: Bir baska BeyazPerde izleyicisi olarak Radikal'den FatihOzguven'i oneriyor.
Suleyman: Elestirilere pabuc birakmiyor. (Science of sleep was truly weird, I agree)
K.i.s.d: Biraz deli. Konuyla alakasi yok, gecerken ugramis. (Linkimi yonlendirmen sorun degil de b5 tasinmis bari yeni adrese gidilsin demek istedim:)
Morkoyun: Programin izleyicisi ancak huzursuz insanlarin olumsuz etkisinden muzdarip. Tatli dille deliginden bile cikabilir.Acilacak hakaret davasina savunma yazmakla mesgul.

Bir de yorumunu mailime usulca gonderen Pofit var, iznini beklemeden oldugu gibi yayimliyorum:

Kızım bi kere ben o programı çok severdim. Sunanlardan adını hatırlayamadıklarını ise en çok:

Mehmet Açar ve Tuna Erdem.

Mehmet Açarın Siyah Hatıralar Denizi diye bir kitabı var mesala, Kafka’msı şeylerden hoşlanıyosan eeeer, sevmemene imkan yok…

Kitabın öyle uykulu bir ritmi var ki, kaptırıp gidersin. Yemek sonrası insanın karnının sımsıcak, ayak parmak uçlarının ise rutubetli ve buz gibi olduğu, damağının gerisinde ise karıncalanma gibi bir hissin oluştuğu öğlen uykuları vardır ya, aynen öyle bir kitap işte.

Pan’ın labirentini ve Başkalarının Hayatlarını seyrettim geçtiğimiz aylarda.

Pan’ın labirentini çok sevmedim: Görsel olarak çok yaratıcı bir film kesinlikle, ama ben artık “aha bu iyi bu da kötü işte!” diye bir muameleden hoşlanmıyorum; ki bu film sankim biraz bana öyle davrandı gibi geldi?

Başkalarının hayatları ise, bende de aynı etkiyi yarattı, adam muhteşem bir oyuncu, kesinlikle katılıyorum…Öldüğünü de senden öğrendim, yazık yaw…

Pofit