suyu bittiginde kendine su dolduran, dolduramasa bile ev ahalisini suyum bitti lan/yandim anam diye mutfaga cagiran caydanlik tasarlanmasi ne kadar zor olabilir ki? yemisim caydanlik ergonomisini. sunca yildir el yakmayanina, cay damlatmayina kastiniz da ne oldu.. siz daha makarnadan koprulere calculus kitabi tasitin bakalim. beyhude. bitmeyen tuvalet kagidi rulolariyla ilgili de cok sahane fikirlerim var ama hersey tane tane..
Wednesday, March 18, 2009
temenniler gecidi
suyu bittiginde kendine su dolduran, dolduramasa bile ev ahalisini suyum bitti lan/yandim anam diye mutfaga cagiran caydanlik tasarlanmasi ne kadar zor olabilir ki? yemisim caydanlik ergonomisini. sunca yildir el yakmayanina, cay damlatmayina kastiniz da ne oldu.. siz daha makarnadan koprulere calculus kitabi tasitin bakalim. beyhude. bitmeyen tuvalet kagidi rulolariyla ilgili de cok sahane fikirlerim var ama hersey tane tane..
Friday, March 06, 2009
kiz basima bisiklet
yaprak dokumunun leylasinin da bir keresinde belirttigi gibi ortancalarin isi zordu. O'nlar, ilk'i donatan hevesden de son'u simartan deneyimden de yoksundu. ilgiden bunalmak ya da tekrardan sikilmak luksu olmadigi gibi, herdaim, onceki buyurken kucuklugunu, sonraki buyurken buyuklugunu bilmeliydi. iste bu iki buyume dilimde bir yerlerde ortancalar da bir cirpida buyuyuverirdi. zaten asil konumuz bu degildi..
ilk bisikletim kalin enli tekerlekli, bastibacak motosiklet gorunumlu abimin eskisiydi. frenleri yoktu ama oturacak yeri deridendi. anaokul zamanlari civari cok sicak bir yazdi sanki. cok az binebilmeme ragmen simdi hatirladigim tek sey bisikleti ne kadar cok sevdigimdi. o siralar olsa gerek abim, yeni ve kocaman bisikletiyle kendisini ramazan pidesi almak uzre firina yolladigimiz bir iftar oncesi kocaman ve yeni bisikletiyle bir butun olarak geri geldi. bisikletin hatiri sayilir bir parcasi bacagina girmisti.. pansumanlar dikisler amanlar tuhlar derken benim bisiklet birgun bana gore hic sebep yokken kapicinin cocuguna verildi.. haber sonrasi yikilmis, cocugu bisiklette gordugum an kisisel tarihime ilk hissettigim asiri siddetli nefret olarak gecti.. abim iylestikten sonra kaldigi yerden bisikletine binmeye devam etti..
karne sonrasi, somestre de, onumuzdeki yaz, ondan sonra, tamam bu sefer kesin diye diye bisiklet vaadiyle gecen yazlardan umidi kesen benin gozu abimin eskitip hurdaya cevirdigi kocaman bisikletindeydi. abimin bisikleti evde kapladigi yer sebebiyle dayimin yilda 5 gun gittimiz yazligina gonderildi..

pes ettigimi sanacaklari yeterli zaman sonra, lise sonda, evden gizli biriktirdigim 1 senelik kupon karsiligi aldigim sertifikayla, milliyet gazatesinin nenehatun bayisinden, kutu icinde, kirmizi, pejo, simono vitesli, frenli, kocaman, gicir gicir bisikletimi teslim aldim. kacirdigim kuponlari bulmama ve kutuyu eve tasimama babam yardim ettiginden bunca yildir bizi kavusturmayanin aslinda kim oldugunu tam da anlayamadim..

mezun olup evden gidene kadar, 6 sene bisikletimi degil komurluk, balkonda bile birakmadim. odamin orta yerinde tutup gozumun onunden ayirmadim. esatta, odtude, bahcelide, kizilayda aman olsa nerde bineceksin ki sorusuna inat tepe tepe kullandim.. ben evden gittim kirmizi pejo da birilerine verildi.. burada para verip aldigim ilk kelepir bisiklet calindi.. simdi dunya guzeli gumus bir bisikletim var. cok gezdik hala geziyoruz. minicik Pitsburg'da. koskoca Sikago'da. kiz basimiza. hem de!
Thursday, February 19, 2009
evin dısı
Bir suredir yazmama, cizmeme ve uretmeme mazeretlerim bu haftasonu poz verdi, cektim.
En bi sebep bu sehir.. Evden cikmayi basarabildigim tatil gunlerinde, eve girmeyi basarabilene kadar butun zamani etrafi izleyerek gecirebilirim.. Belki de sirf bu yuzden insanlar isine gucune evine donebilsin diye bu sehir bu kadar soguk ve tatli yaz bu kadar kisa..
Havanin bumbuz olmasina aldirmamak ve sahil boyu uzanan yola devam etmek yuruyusun 7 ila 8inci dakikasinda parmak ve burun uclarinda hissizlige sebep olurken, muhtelif koselerden cikip suratinizda patlayan meshur ruzgar acikta kalan bolgeleri itinayla budayabilecegini hissettiriyor. Hala hissedebiliteniz kaldiysa...

Mesela, en huzunlu filmi cekmek istesem, yuzbin yillik sevgilileri ayri dusurecek, oglani gemiye bindirecek kizi uzun uzun tek basina yurutecek olsam, bu sahilden baska mekan aramam..

Sonra, yagli boyami kapip tual basina gececek olsam, cizmek icin baska manzara aramam..



Belki bazen, icim cok cok sikilsa, mutsuzluktan patlasam, ortalikta beni umutlandiracak tek minik kipirti bulamasam, bu agaca yaklasirim. En dibinden dallarin uclarini yoklarim. Buzz havanin ilk isinma denemesinde saf gibi acmaya hazirlandigini anlar beni kenara birakir ona acirim.
Ozetle, ben kendimi sarja taktim. Dolmaktayim. Etrafi sindirmekte, gozumu doyurmaktayim. Hengameden az biraz once, sakinmis gibi yaparken aslen cok baska havalardayim.
En bi sebep bu sehir.. Evden cikmayi basarabildigim tatil gunlerinde, eve girmeyi basarabilene kadar butun zamani etrafi izleyerek gecirebilirim.. Belki de sirf bu yuzden insanlar isine gucune evine donebilsin diye bu sehir bu kadar soguk ve tatli yaz bu kadar kisa..
Havanin bumbuz olmasina aldirmamak ve sahil boyu uzanan yola devam etmek yuruyusun 7 ila 8inci dakikasinda parmak ve burun uclarinda hissizlige sebep olurken, muhtelif koselerden cikip suratinizda patlayan meshur ruzgar acikta kalan bolgeleri itinayla budayabilecegini hissettiriyor. Hala hissedebiliteniz kaldiysa...
Mesela, en huzunlu filmi cekmek istesem, yuzbin yillik sevgilileri ayri dusurecek, oglani gemiye bindirecek kizi uzun uzun tek basina yurutecek olsam, bu sahilden baska mekan aramam..

Sonra, yagli boyami kapip tual basina gececek olsam, cizmek icin baska manzara aramam..



Belki bazen, icim cok cok sikilsa, mutsuzluktan patlasam, ortalikta beni umutlandiracak tek minik kipirti bulamasam, bu agaca yaklasirim. En dibinden dallarin uclarini yoklarim. Buzz havanin ilk isinma denemesinde saf gibi acmaya hazirlandigini anlar beni kenara birakir ona acirim.
Ozetle, ben kendimi sarja taktim. Dolmaktayim. Etrafi sindirmekte, gozumu doyurmaktayim. Hengameden az biraz once, sakinmis gibi yaparken aslen cok baska havalardayim.
Tuesday, February 17, 2009
biraz ondan biraz bundan
Saturday, February 14, 2009
Tuesday, February 10, 2009
Film kusagindan... Meymenetsizerif
adam issiz degil bildigin tipsiz bir kere. oyle ratatuli mutfagi gibi yemek pisirmeler. hell's kitchen gibi emir vermeler. birak bu ayaklari insan ol once. kiz baska alem. citi piti sempatik bir film kahmani da gormedim ki alelade bir is sahibi olsun. zaten, bir tencere ceneyle daldigi dolma tenceresinden hangi sebeple geri cikacagini, afallamis gibi yapacagini, o ilk dolmayi agzina teptiginde anlamayana askolsun. sana laflar hazirladim tadinda repliklerle gecen bir saatten sonra yine de o son sahnedeki ic sesler, muhtelif yerlerden kaldirdigi kabuklar ve kisacik turkiye gunleri boyunca her kosebasinda duydugum sarki gozlerimi yakti. ince ince aglatti. film bitti. sumukler silindi. etrafa sacilan cekirdek kabuklari temizlendi. camlica gazoz sisleri tazelendi. aradan zaman gecti... sarki yeniden dinlenebilsin diye son sahne basa sarildi... yeniden, ayni sessiz siddetle aglamaya kaldigim yerden devam etmis olmamin neresi komik sevgili diger izleyici?
Saturday, February 07, 2009
Wednesday, January 07, 2009
yurttan taze taze III
isinlandiktan hemen sonra ugradigim dukkanda, telefoncu beye yonelttigim kac kontur-kac para-kac mesaj icerikli net sorunun cevabi esnasinda, ozellikle ilk tekrarlarda benimle dalga gecildiginden emindim. ben telefoncu beye dakika basina konturu soruyorum o bana patlicanli biseyler anlatiyor. zaten aklim kebapta, yol ustunde ugramisim dukkana, patlican asagiya patlican yukariya. detaya girmeden numarami alip kactim dukkandan. karti taktim 2 saat sonra telefonumun ilk cinlamasinda gelen mesaj...
Monday, January 05, 2009
yurttan taze taze-II
Tuesday, December 16, 2008
Thursday, December 11, 2008
2009’da sadece Kovalar yırtacak
"Ünlü astrolog Hakan Kırkoğlu, Ayşe Arman'a 2009'da burçların durumunu anlattı.
KOVALAR ÖNE ÇIKACAK
Jüpiter, Kova burcuna geçeceği için Kova’lar yırttı. Kendilerini geliştirecekler. Akılları ve mantıklarıyla öne çıkacaklar. Bu yıl boyunca önlerine güzel fırsatlar çıkacak..." haberin devami
Yeni yilda yapilacaklar listem hazir:
1. Kendimi gelistirecegim.
2. Aklim ve mantigimla one cikacagim.
3. Bu yil boyunca onume guzel firsatlar cikarttiracagim.
4. Butun diger burc mensuplarinin sicmik hallerinden etkilenmemeye calisacagim.
5. Kismet ve hayirlisi.
KOVALAR ÖNE ÇIKACAK
Jüpiter, Kova burcuna geçeceği için Kova’lar yırttı. Kendilerini geliştirecekler. Akılları ve mantıklarıyla öne çıkacaklar. Bu yıl boyunca önlerine güzel fırsatlar çıkacak..." haberin devami
Yeni yilda yapilacaklar listem hazir:
1. Kendimi gelistirecegim.
2. Aklim ve mantigimla one cikacagim.
3. Bu yil boyunca onume guzel firsatlar cikarttiracagim.
4. Butun diger burc mensuplarinin sicmik hallerinden etkilenmemeye calisacagim.
5. Kismet ve hayirlisi.
Wednesday, December 10, 2008
Ferrarimi satmadan once...
Gunlerden bir Pazar. Cumartesi filan degil. Kesin ve net olarak bir Pazar sabahi. Saat tam olarak 8:45. Kapinin kirilasiya yumruklandigini duyup firliyorum uykudan. Inip asagi aciyorum. Pijamali ve capakli. Goz hizama tam tekmil uniforma lacivertinin gomlek cebi dusuyor. Polis beyi bir butun olarak algiladigimda kalbim duruyor. Kapinin onunde duran Ferrosu gosterip, bu aracin sahibini ariyoruz dediginde, yanibasindaki kocaman polis arabasi yuzunden daha bir kuculmus konserve aracima bakiyorum. Benim diyorum, duymakta zorlandigim sesimle...
Hatirlayamadigim kural, otobusu indir bindir yaparken gordugun anda oldugun yere cakilip beklemen imis... Meger, otobus soforu kocaman gozuyle bana degil plakama bakiyormus. Ihbar etmis. Ulkeden kacisim muhtemel olasiliklar dahilinde gorulmus ki, haftasonu yorganima sarinmisken kistirilmam uygun bulunmus. Memur bey bana oncesi, sonrasi, detayiyla her seyi anlattirip, anlattiklarimi yazdigi kagidi imzalatiyor. Hani bilmemnerde bilmemnezaman bilmemkackisi oldurulmus dese onu da ustlenebilecek vaziyetteyim... Kadigin ustundeki ceza meblasina gozum kayiyor imzalarken. 400 dolar. Ohhhaaa diyorum. Icimden.
Es dost itiraz et diyor. Kurali hatirlayamadim, ogrenciyim, fakirim savunmasi oneriyorlar ki hepsi dogru hepsi ben. Itiraz ediyorum ben de, uzunca bir savunma yaziyorum. Hic olmazsa zaman kazanirim. Red geliyor cevaben. Yine de diyor ki kagitta, isi uzatip mahkemeye basvurabilirsin. Fakirlik insani gozupek mi yapiyor nedir basvuruyorum mahkemeye. Hani daha dili dogru duzgun konusamiyorum, derdimi nasil anlatacagim konusunda hic fikrim yok ama mahkeme gunu veriyorlar bana. Ustelik bizim koy yerine, yarim saat mesafede cocuk suclular mahkemesinde...
Mahkeme gunu ciddi ciddi giyinip gidiyorum. Olayin krokisini cizmisim kagida, kusbakisi. Nerden geliyordum, nereye donuyordum. Alcak otobus soforu neredeydi, gozleri ne kadar acildi, ben ne kadar pulsuz ogrenciyim, herseyi cizmisim. Tikandigim yerde sekilden destek alma fikrindeyim. Mahkeme bildigimiz filmlerdeki mahkeme. Daha binaya girince itiraz ettigime pisman oluyorum. Koridorda, gri turuncu enine cubuklu formali, elleri kelepceli bir genci onumden gecirip yandaki salona sokuyorlar. Ben donmus bakiyorum. Giriyorum benim salona ama geldigime bin pisman. Daha baskasinin mahkemesi suruyor iceride. Bir baska cocuk, baskasinin kimligiyle bira almis. Yasi kucuk. Bindolarlarca ceza bir de hapis veriyorlar. Mumkunu olsa kosarak kacacagim ama bu saatten sonra mahkemeye cikmamak da suc...
Bizim durusma basliyor. Bes kisiymisiz. Trafik sucuna itiraz eden zeytinyag adaylari olarak diziliyoruz hakimin onune. Hakim cuppeli filan, yuksekte oturuyor. Onunde de bilgisayarli kiz, citcit yaziyor konusulani. Anlatin bakalim siradan diyor hakim. Benden onceki dort genc adam sakir sakir Ingilizceyle anlatiyor derdini. Biri 45lik yerde 70le yakalanmis, biri sapasaglam haliyle engelli yerine parketmis falan filan. Hepsi bir bir anlasiyor hakimle, hepsi affediliyor. Rahatliyorum ben de. Zaten demislerdi, mahkemeye cikma curetini gosterenler genelde affedilir diye...
Sira bana geliyor. Anlatiyorum kirik dokuk Ingilizcemle. Cizimle de destekliyorum anlattiklarimi. En masum, doktugu sutun farkinda kedi ifademle ozur diliyorum. Hakim bir duruyor. Neye alamet karar veremiyorum. Dusunuyor kasiniyor. Yanlis biliyor olabilirim diyor. Yuzyildir ilk okul otobusu gecen suclu ben miyim acaba memlekette? Sag tarafinda duran iki meydanlarus kalinliginda siyah ciltli kitabi karistiriyor. Okuyor. Surati degisiyor. Kitabi kapatip solunda duran telefondan birilerini ariyor. Durumu ozetliyor telefondaki sesi dinliyor. Sonra kapatip bana donuyor...
Okul otobusu gecmek, bu ulke dahilinde affedilmeyen 3 suctan biriymis. Asla affedilmemesi ve indirime gitmemesi konusunda bir baska yasayla destekliymis. Hakim amca hazirlikli gelmeme ve masum kedi bakislarima istinaden olsa gerek cezami takside bolmeyi oneriyor ve bir sure taksitlerin miktari konusunda koyun pazarligi yapiyoruz koskoca hakimle. Ben artik iyice zivanadan cikmis vaziyette 30 diyorum aylik. O koskoca hakim cuppeli filan kurtarmaz 50 diyor. En son 40ta anlasiyoruz nihayet ve ben takip eden 10 ay boyunca cezami odeyip yillar sonra bugun bile herhangi sari bir arac gordugumde yolumu degistiriyorum...
Es dost itiraz et diyor. Kurali hatirlayamadim, ogrenciyim, fakirim savunmasi oneriyorlar ki hepsi dogru hepsi ben. Itiraz ediyorum ben de, uzunca bir savunma yaziyorum. Hic olmazsa zaman kazanirim. Red geliyor cevaben. Yine de diyor ki kagitta, isi uzatip mahkemeye basvurabilirsin. Fakirlik insani gozupek mi yapiyor nedir basvuruyorum mahkemeye. Hani daha dili dogru duzgun konusamiyorum, derdimi nasil anlatacagim konusunda hic fikrim yok ama mahkeme gunu veriyorlar bana. Ustelik bizim koy yerine, yarim saat mesafede cocuk suclular mahkemesinde...
Mahkeme gunu ciddi ciddi giyinip gidiyorum. Olayin krokisini cizmisim kagida, kusbakisi. Nerden geliyordum, nereye donuyordum. Alcak otobus soforu neredeydi, gozleri ne kadar acildi, ben ne kadar pulsuz ogrenciyim, herseyi cizmisim. Tikandigim yerde sekilden destek alma fikrindeyim. Mahkeme bildigimiz filmlerdeki mahkeme. Daha binaya girince itiraz ettigime pisman oluyorum. Koridorda, gri turuncu enine cubuklu formali, elleri kelepceli bir genci onumden gecirip yandaki salona sokuyorlar. Ben donmus bakiyorum. Giriyorum benim salona ama geldigime bin pisman. Daha baskasinin mahkemesi suruyor iceride. Bir baska cocuk, baskasinin kimligiyle bira almis. Yasi kucuk. Bindolarlarca ceza bir de hapis veriyorlar. Mumkunu olsa kosarak kacacagim ama bu saatten sonra mahkemeye cikmamak da suc...
Bizim durusma basliyor. Bes kisiymisiz. Trafik sucuna itiraz eden zeytinyag adaylari olarak diziliyoruz hakimin onune. Hakim cuppeli filan, yuksekte oturuyor. Onunde de bilgisayarli kiz, citcit yaziyor konusulani. Anlatin bakalim siradan diyor hakim. Benden onceki dort genc adam sakir sakir Ingilizceyle anlatiyor derdini. Biri 45lik yerde 70le yakalanmis, biri sapasaglam haliyle engelli yerine parketmis falan filan. Hepsi bir bir anlasiyor hakimle, hepsi affediliyor. Rahatliyorum ben de. Zaten demislerdi, mahkemeye cikma curetini gosterenler genelde affedilir diye...
Sira bana geliyor. Anlatiyorum kirik dokuk Ingilizcemle. Cizimle de destekliyorum anlattiklarimi. En masum, doktugu sutun farkinda kedi ifademle ozur diliyorum. Hakim bir duruyor. Neye alamet karar veremiyorum. Dusunuyor kasiniyor. Yanlis biliyor olabilirim diyor. Yuzyildir ilk okul otobusu gecen suclu ben miyim acaba memlekette? Sag tarafinda duran iki meydanlarus kalinliginda siyah ciltli kitabi karistiriyor. Okuyor. Surati degisiyor. Kitabi kapatip solunda duran telefondan birilerini ariyor. Durumu ozetliyor telefondaki sesi dinliyor. Sonra kapatip bana donuyor...
Okul otobusu gecmek, bu ulke dahilinde affedilmeyen 3 suctan biriymis. Asla affedilmemesi ve indirime gitmemesi konusunda bir baska yasayla destekliymis. Hakim amca hazirlikli gelmeme ve masum kedi bakislarima istinaden olsa gerek cezami takside bolmeyi oneriyor ve bir sure taksitlerin miktari konusunda koyun pazarligi yapiyoruz koskoca hakimle. Ben artik iyice zivanadan cikmis vaziyette 30 diyorum aylik. O koskoca hakim cuppeli filan kurtarmaz 50 diyor. En son 40ta anlasiyoruz nihayet ve ben takip eden 10 ay boyunca cezami odeyip yillar sonra bugun bile herhangi sari bir arac gordugumde yolumu degistiriyorum...
foto: en guzel gunlerin anisiyla, '84 model ferrosum
Tuesday, December 09, 2008
canavarin not defterinden
pazartesi sabahlari 6bucuk ila 7 arasi kendimi yollara vurup ise gidiyor, cuma aksamlari 4bucuk ila 5 arasi geri donuyorum. aman Istanbul'da insanlar hergun 3 saatte islerine gidiyor argumaniyla karsima gelenlere, Istanbul mu lan burasi demekte sakinca gormuyorum...bahsettigim bucuk ila tam saat arasinda her dakikanin hayati onem tasidigini daha ilk gunumde ogrendim. normal hava ve trafik sartlarinda 2 ila 2bucuk saat suren yolculugum sirasinda ogrendigim baska seyler de var... mesela, hiz sinirinin 65 oldugu iki seritli yolda sag serit gaza takozunu dayamis, saatini kurup uyumus tirlara ait. dizi dizi dizilmis serit boyunca birbirlerini veya 65'i gecmek gibi bir mucedeleleri yok... insan gibi araba kullanip dunyevi meselelerime konsantre olmami surekli atraksiyon yaratarak engelleyen serit soldaki.
yollarin bos olmasi gerektigi saatte cikip trafige takilmamayi mantikli bulan her insan evladi gibi yola ciktigim bir gun anladim ki tek basina 75 ile giden bir arac aninda memur beylerin dikkatine ve takibine sebep oluyorken, arka arkaya 90'la giden 3 aracin ne memur beygillerden ne de Allah'tan korkusu oluyor... Birbirlerine arka cikip gaza asilan 2 aracin ikisini birden, misir tarlalari arasinda yattigi soteden firlayip yakalayan 2'li aracli ya da motorsikletli memur beyler, 90'a ucuncuyu bulmus araclar onlerinde vizildarken donatli kahvelerinden gayrisiyla ilgilenmiyor.. Ola ki kalabalik saatler soz konusuysa, konvoy halinde 90'la giden araclari yavaslatmanin yolunu arayan bir memur beyin konvoyun en onune gecip 65'e kadar frene bastigini, arkasindaki konvoybasinin memur beye makas atip yoluna devam ettigini gormuslugum var...
bu durumda 100 mil boyunca tarlalarin arasindan dumduz uzanan yola prime time saatleri disinda cikmak, gereksiz yavaslikta, sikici ve cok uzun bir yolculuk anlamina geliyorken, insanlarin yola damladigi saati, ne azini ne cogunu tam da dogru vakti yakalayabilmek ben ve benim gibi canavar arkadaslarin uzmanlik alanina giriyor.
ha ben 65'i gecmem al sana 5 mil de guvenlik payi, 5 elimdeki kahve/cips/telefona, 5'de kanimin donmusluguna ver, oldu mu sana 50'yle giden araclar yok mu? var. onlari da dirsekleyip ittigimiz sag serit tirlarina havale ediyoruz.
not1: bahsi gecen rakamlar mil cinsindendir. kilometreden anliyorsaniz 1.6yla carpiniz.
not2: yazidaki gozlemeler trafige kapali alanda pisirilmistir.
not1: bahsi gecen rakamlar mil cinsindendir. kilometreden anliyorsaniz 1.6yla carpiniz.
not2: yazidaki gozlemeler trafige kapali alanda pisirilmistir.
not 3: bahsi gecen yol, dumduz, virajsiz, cillop asfaltli, yamasiz ve kaymaz-yapismaz cinstendir. basmayip da ne edilmelidir?
Monday, December 08, 2008
merry kurban
bayram cikolatasiyla bayram tatlisini birlestirip, eve bastan asagi browni kokusu sindirme cabam bile bugunun huznunu hafifletmiyor. butun telefonlar bitip butun mesajlar gonderildiginde, belirli gun ve haftalara ozel, orada degil burada olma pismanligi cokuyor ustume. cevabi olmayan sorular sorup kendimi dinlemek yerine cay demliyorum. iyi bayramlar diliyorum.(bu post gecen bayramdan kalmis)
Subscribe to:
Posts (Atom)








